Yüzey Araştırmaları

2015 Yılı Yüzey Araştırması

Syedra 2015 (Birinci Sezon) Yüzey Araştırmaları

Surveys at Syedra (First Season) 2015

Birol CAN

Syedra antik kenti, Antalya’nın Alanya ilçesinin yaklaşık 20 km. güneydoğusunda, Sedre Çayı ile beslenen küçük kıyı ovasının hemen batısında yükselen dağlık alanda yer alır. Kent, iki farklı alanda gelişmiştir. İlki, deniz sevi­yesinden yaklaşık 400 m. yüksekliğe sahip, Asar Tepe adıyla anılan tepenin zirvesi ve yüksek yamaçları (yukarı kent), diğeri ise tepenin Akdeniz’e bakan güney-güney­batı yamaçlarından kıyı şeridine kadar uzanan eğimli alandır (Aşağı Kent). Kıyı şeridindeki geçiş güzergâhının en kritik noktalarından biri üzerindeki konumu gereği; batıdaki bereketli Pamphylia Ovası’nın büyük kentleri, doğuda Dağlık Kilikia (Cilicia Tracheia) Bölgesi’nin stra­tejik kentleriyle yakın ilişki ve etkileşimlerde bulunmuş olmalıdır. Dağlık Kilikia Bölgesi’nin, Doğu Akdeniz ile Anadolu arasındaki kıyı bağlantısı açısından önemli bir konumda olması sebebiyle, kıyı şeridindeki önemli bir kıstakta yer alan ve geniş bir liman alanına sahip olan Syedra’nın da, çok daha erken tarihlerden itibaren başta Kıbrıs olmak üzere Mısır ve diğer doğu Akdeniz uygarlıklarıyla deniz yoluyla ilişkiler kurmuş olması kaçınılmazdır. Nitekim bu kıyı şeridi daha Bronz Çağ’da önemli deniz ticaret yolu üzerindedir ve bölgenin diğer yakın kentlerinde olduğu gibi Syedra Limanı açıkla­rında da Bronz Çağ’a tarihlenen bulgulara rastlanmış­tır. Ancak, Syedra ve yakın çevresindeki yerleşimlerin Hellenistik Dönem’e kadar olan geçmişi hakkında ne arkeolojik ne de tarihsel bilgiler henüz yeterli değildir. Kent, Pamphylia ve Kilikia bölgelerinin sınırında yer alması sebebiyle zaman zaman her iki bölgenin hatta Isauria Bölgesi’nin kenti olarak da anılır. Ancak, gerek yerleşim modeli, gerekse epigrafik veriler ve antik kaynakların bilgilerine bakılacak olursa, Syedra kenti Dağlık Kilikia (Cilicia Tracheia) Bölgesi karakterini daha fazla yansıtmaktadır. İdari anlamdaki konumu ne kadar tartışmaya açık olsa da, teknik ve kültürel açıdan irde­lendiğinde batısından ziyade, Iotape, Selinus, Antiochia ad Cragum ve Anemurium gibi daha doğusundaki (Batı Dağlık Kilikia) kıyı kentleriyle yakın ilişki ve benzerlik içinde olduğu anlaşılmaktadır. Kent İmparator Tiberius döneminde “Syedreon” adıyla kendi sikkesini basmaya başlar. İmparator Gallienus dönemine (M.S. 253-268) kadar sikke basımının devam ettiği görülür. Günümüzde gözlenebilen yapıların plan ve teknik özellikleri, M.S. 2. – 4. yy.’lar arasında Syedra’nın en parlak dönemini yaşamış olduğunu gösterir. Mimari kalıntılar dışında, bu dönemlere ait epigrafik bulgular da bunu doğrular niteliktedir. Sarnıçlarının kapasite­sine yönelik yapılan araştırmalara göre, bu dönemde Syedra’da yaklaşık 4.000-5.000 kişinin yaşamış olabi­leceği öne sürülmüştür. Syedra’nın, Roma imparato­ru Septimius Severus’un M.S. 194 yılında Pescennius Niger’e karşı verdiği mücadelede İmparator’un yanın­da yer aldığı ele geçen yazıtlardan anlaşılmaktadır. Hamam, mezar gibi yapıların karakterine bakıldığında özellikle M.S. 3. yy.’ın ikinci yarısında yoğun bir yapı­laşmanın olduğu anlaşılmaktadır. Bu duruma Roma’nın bu dönemde doğu eyaletlerindeki askeri hareketliliğin de etkisi olmalıdır. Batı Dağlık Kilikia’nın bazı kentle­rinde ele geçen mezar yazıtlarından, emekli askerlerin bölgeye yerleştiği anlaşılmaktadır. Belli ki, bu kişiler kentlerin kalkınmasına da etki etmiştir. Syedra Sütunlu Cadde’de (Res. 1) ele geçen çok sayıda onurlandırma yazıtı da M.S. 2. yy. sonları – 3. yy.’ başlarındaki zen­ginliğin göstergeleri arasındadır. Kent, M.S. 314-324 yılları arasındaki eyalet listelerinde Isauria kentleri ara­sında geçer. M.S. 370 yılındaki düzenlemelerle Isauria Eyaleti’nin sınırlarının daraltılmasıyla da kent Pamphylia Eyaleti’ne dahil edilirve Bizans Dönemi’nde Pamphylia metropolitliğine bağlı bir piskoposluk merkezi olarak adı geçer. Diğer adı geçen kentlerde olduğu gibi Syedra’da da, Orta Çağ’da özellikle dinsel yapıların önemli yer tuttuğu anlaşılmaktadır. M.S. 7. yy.’dan itibaren başla­yan Arap akınlarının ardından bölge Emevi ve Abbasi devletlerinin kontrolüne, 10. yy.’da ise tekrar Bizans egemenliğine girer. Bölgeye yönelik epigrafik ve tarihi araştırmaların arttığı 19. yy. sonlarından itibaren yapılan gezilere ait not­larda ve yayınlarda Syedra’nın adı da sıkça geçer. R. Heberdey ve A. Wilhelm’in 1891-92 yıllarında yaptığı gezileri, kent ve yakın çevresiyle ilgili ilk araştırma ola­rak kabul edilir. Ardından, kent 1914 yılında J. Keil ve A. Wilhelm tarafından ziyaret edilir. 1960’lı yıllarda G. Bean ve T. Mitford tarafından yapılan epigrafik araştır­malar önemli bir yer teşkil eder. Yine aynı tarihlerde E. Rosenbaum, G. Huber ve S. Onurkan tarafından bölgede yürütülen yüzey araştırmaları kapsamında kentin belli başlı yapıları ve su sistemleri de araştırılmış ve 1967 yılında yayınlanmıştır. 1990’lı yıllarda kente yönelik araştırmalar yoğunlaşır. F. Hild ve H. Hellenkemper’in bu tarihlerdeki epigrafik çalışmalarını M. H. Sayar’ın aynı amaçlı araştırmaları izler. Aynı yıllarda G. Huber tarafından mimari tespit çalışmaları gerçekleştirilir. Tüm bu sayılanlar mimari ve özellikle epigrafik amaçlı tespit çalışmaları olup yüzeyde görülebilen kalıntılara yöne­liktir. 1994 yılında, Alanya Müzesi tarafından başlatılan temizlik ve çevre düzenleme çalışmaları 1999 yılına kadar sürdürülür. Bu çalışmalarda, Tapınak, Sütunlu Cadde, Akropol Kilisesi, Kaynak Mağarası, Liman Alanı gibi başlıca yapılarda kazılar gerçekleştirilmiştir.

2016 Yılı Yüzey Araştırması

Syedra 2016 (İkinci Sezon) Yüzey Araştırmaları

Surveys at Syedra 2016 (Second Season)

Birol CAN – Aylin ÇAKIR – Brian CANNON – Dennis MURPHY – H. Asena KIZILARSLANOĞLU

Syedra antik kentinin mevcut yapılarının tespiti, topografik planın çıkarılması, yerleşim modelinin oluşturulması ve yayılım alanının saptanması amacıyla 2015 yılında başlatılan yüzey araştırmalarının ikinci sezon çalışmaları 02-22 Ağustos 2016 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. 2015 sezonu çalışmalarında antik kentin merkezi yapılarının konumlandığı Asar Tepe’nin zirvesi ve Akdeniz’e bakan güney yamaçlarına ağırlık verilmiş olsa da, çevredeki daha alçak tepelerin bazılarında tarımsal üretime ait yapıların konumlandığı anlaşılmıştı. Özellikle, su kaynakları ve tarım amaçlı oluşturulan teraslar, buradaki üretimin sadece kullanım değil, aynı zamanda ticaret boyutunda olması gerektiğini göstermişti. Bu amaçla, bu yıl bu üretim alanlarının tespiti ve detaylı çalışmaları arazi çalışmalarının önemli bir başlığını oluşturmuştur. 1990’ların başında G. Huber tarafından yapılan araştırmalar kent merkezi odaklı olduğu için söz konusu yayında çevre yapıları plana dâhil edilmemiştir. Yüzey araştırmamızın temel amaçları arasında yeni ve detaylı bir topografik kent planı oluşturmak olsa da, Huber’in, eksiklerine rağmen oldukça detaylı hazırlanmış kent planı üzerinden hareket edilmiştir. Öncelikle mevcut plan üzerindeki yapıların ölçüm ve konumları kontrol edilmiş, diğer yandan planda işlenmemiş olan yapıların detaylı ölçüm ve çizimleri gerçekleştirilmeye başlanmıştır. 2016 sezonunda, bu planda yer almayan, ancak kentin territoryumu içinde kalan çevre yapılarına ağırlık verilmiştir. Bu çevre yapıları arasında sarnıçlar, su kemerleri ve atölye/işlik kompleksleri önemli yer tutmaktadır. 21 günlük çalışma süresince, üretim amaçlı atölye ve işliklerin 6 tanesi tespit edilmiş, ancak yoğun çalı örtüsü altında kalmış olması ve zaman kısıtlılığı sebebiyle bunların 4 tanesinde detaylı çalışmalar gerçekleştirilebilmiştir. Bu işliklerin çevresinde bulunan tarım alanları arasında, özellikle vadi tabanlarında su kemerleri gözlenmiştir. Diğer yandan, özellikle kent merkezindeki sarnıçlarda da detaylı çalışmalar gerçekleştirilmiştir. Son olarak, kuzeybatı nekropol’de bitki temizliği gerçekleştirilmiş, büyük bölümünün üst örtüsü yıkılmış ve tahrip olmuş oda mezarlar tespit edilmiştir. İşlik kompleksleri Syedra’nın çevresindeki tepelerin zirvelerinde ana kayanın oyulmasıyla oluşturulan düzlükler üzerinde kurulmuşlardır. Bu tepelerin yamaçları ve etekleri, izlenilebilen teraslardan anlaşıldığı kadarıyla tarım arazileridir. Farklı büyüklüklerde ve planlarda olan işlikler ortak ve benzer özellikler de yansıtırlar. Bu benzerliklerden biri, avluya ve kapalı mekânlara sahip olmalarıdır. Arazi eğimine bağlı olarak bazı işliklerde mekânlar teraslar halindedir. İşliklerde, yer yer ana kaya belli bir yüksekliğe kadar duvar olarak da kullanılmış, bunun üstünde sıva kaplamalı moloz örgü olarak yükseltilmiştir. Özellikle, pres kolunun sabitlendiği duvarlarda, ağır yüke dayanıklı olması amacıyla ya ana kaya kullanılmış, ya da diğer duvarlardan farklı olarak daha büyük bloklarla örülmüştür (Res. 1). Bu pres kolu yuvaları tüm işliklerde yakın ölçülerdedir. Yaklaşık olarak 100-107 cm yüksekliğe, 40-45 cm derinliğe ve 23-30 cm genişliğe sahip yuvalar duvar içine sabitlenen büyük bloklar üzerine ya da doğrudan ana kayaya oyulmuştur. Bazı işliklerde 1, bazılarında 2 adet pres kolu yuvası kullanılmıştır. Bu pres kolu yuvalarının hemen önünde ezme tekneleri ve biriktirme havuzlarına ait blokların yer aldığı ele geçen parçalardan anlaşılmaktadır (Res. 2). Hiçbiri in situ pozisyonunu koruyamamış gibi görünse de, orijinal konumlarını tahmin etmek hiç de zor değildir. Üzerlerinde dairesel oyuklar ve kanallar bulunan ezme teknelerinin birçoğu kırılmış vaziyette ele geçmiştir. Pres kollarının uçlarına asılan ağırlık taşlarından bazıları da bu kısımlarda bulunmaktadır. Yapıların kapalı mekânlarının duvarlarında dışa doğru daralan mazgal pencerelerine yer verilmiştir. Diğer yandan bazı odalarda ikinci katın varlığını işaret eden ve karşılıklı duvarlarda düzenli aralıklarla yerleştirilmiş  hatıl yuvaları mevcuttur. Mekânların giriş kapıları profilli düzenlenmiş olup bu kısımlarda tek kanatlı kapıların mil yuvaları ve kilit sistemleri net biçimde görülebilmektedir. Syedra ve teritoryumunda varlığı tespit edilen diğer birkaç işlik kompleksinin detaylı çalışmaları 2017 sezonuna bırakılmıştır. İşlik komplekslerinde yüzeyde saptanan seramikler arasında Zemer 41 tipi Kilikia üretimi amphora’lar dikkat çeker. Amphora buluntuları içerisinde Dressel 2/4, Rhodos kulpu, Afrika amphora’sı ve Kilikia Bölgesi üretimi olan LR 1 amphora parçaları da tespit edilmiştir. Kil yapıları bakımından incelendiğinde, bunların özellikle Batı Dağlık Kilikia’da bilinen Syedra ve Bıçkıcı atölyelerinin üretimi olduğu söylenebilir. Syedra’da şu ana kadar yoğun olarak Kıbrıs ve az sayıda Afrika üretimi kırmızı astarlı seramikler tespit edilebilmiştir. Bunların dışında muhtemelen yerel üretim günlük kullanım kaplarına ait parçalar bulunmaktadır. İşliklerden ele geçen mortarium, pithos ve leğen formlu kap parçaları da üretim ve depolama hakkında fikir vermektedir. Seramikler hakkındaki detaylı çalışmalar ekip üyeleri tarafından sürdürülmektedir. 2016 sezonunda, kent ve çevresindeki su yolları ve sarnıçlar da incelenmiştir. Tespit edilen su kaynakları, vadilerin alçak kotlarında ve tepe eteklerindeki konumlarıyla, daha yüksekte yer alan Syedra’yı ve çevre tepelerdeki işlikleri beslemek için pek uygun rakımda görünmemektedir. Bu su yollarının başladığı kaynaklarda henüz net olarak tespit edilebilmiş değildir. Anlaşılan Syedra kent merkezinin su gereksinimi, kent içindeki kaynak mağaralarından ve biriktirme sarnıçlarından, tarım alanlarının su gereksinimleri de yakın çevredeki su kaynaklarından sağlanmış, vadilerdeki su kemerleriyle taşınmıştır. Tespit edilen su yollarından biri, Syedra’nın batısında, Kargıcak işliğinin bulunduğu tepenin kuzeybatısında, iki tepe arasındaki vadi tabanında uzanmaktadır. 12 m yükseklikteki moloz ve harç örgülü tek kemerli su yolunun üstünde yaklaşık 10 cm derinlikte ve 40-42 cm genişliğinde bir kanal (specus) mevcuttur. Kanalın iki yanındaki yan duvarları 40 cm kalınlığındadır. 2-3 cm kalınlığında hidrolik sıva ile kaplı kanal, güneydoğuya doğru 2º eğimlidir. Diğer bir su kemeri, Karagedik Tepesi’nin yamacında bulunur (Res. 3). 8 m yüksekliğindeki su kemeri yerel taş, moloz ve harçla örülmüştür. Tek kemeri 3,8 m genişlikte ve temel seviyesinde 2,20 m kalınlıktadır. Su kemerinin üstünde uzanan kanal 42-43 cm genişliğinde, 40 cm derinliğindedir. Bu su kemeri, anlaşıldığı kadarıyla Karagedik Tepesi’nin tamamını dolanan su yoluyla ilişkilidir. Aquaduct’ün güneydoğusunda rastlanan ve bu su yoluna ait olan kalıntılar, aynı şekilde harçlı molozla inşa edilmiştir. Ortasındaki kanal 42-50 cm genişlikte ve 55 cm derinlikte olup yan duvarları 40 cm kalınlıktadır. Kanalın içi yaklaşık 42-43 cm yüksekliğe kadar 2-3 cm kalınlıkta hidrolik sıva ile kaplanmıştır. Tepenin denize bakan diğer tarafında ve yaklaşık aynı kotta (58 m) bu su yoluna ait bir başka kalıntı mevcuttur. Bu su yolu da ölçüleri bakımından yaklaşık aynı özellikleri gösterir.Su sistemleri konusundaki çalışmaların diğer ayağını, özellikle kent merkezinde yoğunlaşan sarnıçların tespiti ve detaylı ölçüm ve analizleri oluşturmuştur. Gerek G. Huber’in yayınlarında yer alan sarnıçlar, gerekse daha önceki kayıtlarda yer almayan sarnıç yapılarının üzerlerini kaplayan bitki örtüsü temizlenerek ölçümler alınabilmiştir. Duvarları genellikle 1 m kalınlıktaki sarnıçların bir kısmının tonoz üst örtüsü günümüze büyük ölçüde sağlam ulaşabilmiştir. Duvarları su sızmasını önlemek amacıyla nitelikli hidrolik sıva ile kaplanan sarnıçların içlerini kaplayan dolgular yüzünden birçoğunun orijinal derinlikleri anlaşılamamaktadır. Sarnıçlar arasında tek mekândan oluşanları olduğu gibi, yan yana iki, hatta üç tonoz örtülü mekândan oluşanları da bulunmaktadır(Res. 4). Çok mekânlılarda, odalar arasında su akışını sağlamak amacıyla ara duvarlarda açıklıklar bırakılmıştır. Tonoz örtülü tavanlarında, su çekmek için bırakılan açıklıkların bazıları korunabilmiştir. Syedra’da tespit edilebilen en büyük sarnıç, kentin batı kapısı bitişiğinde yer alan yan yana tonoz örtülü üç büyük kapalı mekândan oluşan sarnıçtır. Su, üst kotlarda yer alan büyük kaynak mağarasından çıktıktan sonra bir dizi kapalı ve açık mekânlarda birikmekte, ardından bu kademeli düzenlenen ve birbirleriyle bağlantı kanallarıyla bağlı büyük mekânları doldurmaktaydı. Bu üç odalı Büyük Sarnıç yapısının toplam kapasitesi 2.500 m³ olarak hesaplanmıştır. İçi hidrolik sıva kaplı sarnıçların MS 2.-3. yy.’larda aktif olarak kullanıldığı anlaşılmaktadır. Şu ana kadar saptanabilen sarnıçların toplam kapasitesinin 5600-5800 m³ civarında olduğu tahmin edilmektedir. Kentin batı kapısından çıkıldığında, Asar Tepe’nin batı ve kuzeybatı yamaçları boyunca nekropol kalıntıları yer alır. Yamaç üzerinde çok sayıda tonoz örtülü mezar içeren bu alan yoğun orman alanı içerisinde kalmaktadır. Dikdörtgen ya da kare planlı, büyük olasılıkla tonoz örtülü, duvarlarında nişler bulunan ve bir kısmında freskoları hala korunabilmiş bu mezarlar, bu kısımdan ilerleyen kent dışı yolunun iki yanında uzanmaktadırlar. Kuzeybatı nekropol alanı içerisinde, boyutları ve nispeten sağlam biçimde günümüze ulaşması sebebiyle özellikle bir oda mezarda detaylı ölçüm ve kayıtlar yapılmıştır (Res. 5). Yamaca inşa edilmiş olan ve güneybatı-kuzeydoğu doğrultusunda uzanan dikdörtgen planlı yapı yüksekçe bir podyum üzerine oturtulmuştur. Duvarları büyük ölçüde sağlam kalabilmiş olan yapının tonoz üst örtüsü tamamen yıkılmıştır. Bir ön oda ve ana odadan oluşan yapının zemini mozaik döşemeyle kaplıdır. Duvarları bitkisel bordür ve panolardan oluşan çok renkli fresklerle kaplı olan yapının içinde bir mermer lahit kapağı yer alır. Hem mozaik zemin, hem de lahite ait tüm kalıntılar kaçak kazılarla tahrip edilmiştir. Girişin tam karşısında geniş, yan duvarlarda daha küçük birer niş yer alır. Tespit ve belgelemenin yanı sıra, temizlik ve çevre düzenleme çalışmaları da 2016 sezonunun başlıklarından birini oluşturur. Orman İşletme Müdürlüğü’nün de izni ve yardımıyla, yoğun orman alanı içinde kalan yapıların ölçümlerinin yapılabilmesi için çalı temizliği yapılmıştır. Bunun dışında, D-400 karayolundan Syedra antik kenti girişindeki ziyaretçi otopark alanına kadar uzanan yaklaşık 3 km’lik yolda da temizlik çalışmaları yapılmıştır. Tarım arazileri arasında yer aldığı için tanker gibi ağır araçların ve akan suların da etkisiyle tahrip olan yolun Alanya Belediyesi tarafından temizlenmesi turistik ziyaretçi sayısını da olumlu etkilemiştir. Diğer yandan, Alanya Müze Müdürlüğü tarafından yürütülen bir projeyle kentteki bilgilendirme tabelalarının yenilenmesi ve yürüyüş yollarının yapılması da ziyaretçi sayısındaki artışa büyük katkı sağlamıştır (Res. 6, 7). 1994-1999 yılları arasında Alanya Müzesi tarafından Syedra’da yapılan kazılarda ele geçen seramik parçaları müze depolarında korunmaktadır. Söz konusu malzemeler üzerinde 2015 sezonunda başlatılan çalışmalara 2016 sezonunda da devam edilmiştir (Res. 8). Bu müze çalışmalarında, öncelikle Syedra’ya ait tüm buluntu kasaları; seramik, cam, metal, kemik, küçük buluntu, mermer heykel, lahit/ostothek parçaları şeklinde tasnif edilmiştir. Her buluntu kasasından, tipolojik olarak çeşitlilik gösteren seramiklerin çizimi, katkı maddesi, rengi gibi özellikleri ile tanımı yapılarak fotoğrafları çekilmiştir. Aynı forma ait seramiklerin istatistik çalışmalarına başlanmıştır. Yapılan ön çalışma sonucunda, seramik buluntular içinde Geç Hellenistik Dönem’den MS 7. yy.’a kadar devam eden ve bölgenin diğer merkezlerinin buluntularıyla aynı özellikleri gösteren ithal ve yerel seramiklerin varlığı tespit edilmiştir. Buluntular içerisinde Bizans Dönemi’ne ait bir grup sırlı seramik de bulunmaktadır. Ön çalışma sonucunda en yoğun buluntu grubunu MÖ 1.-MS 3. yy. aralığına tarihlendirilen Kıbrıs Sigillatalarının oluşturduğu anlaşılmıştır. Bunların dışında Geç Roma – Erken Bizans Dönemi’ne tarihlenen Kıbrıs ve Afrika üretimi Kırmızı Astarlı Seramikler, Rhodos, Tripolitanian, Suriye – Filistin, İspanya ve Kilikia Bölgesi üretimleri olan amphora parçaları ve yine Roma ve Geç Roma Dönemi’ne tarihlendirilen kandil parçaları tespit edilmiştir. Yerel yönetim birimlerince desteklenen çalışmaların önce yerel ve ardından ulusal çapta duyurulması ve paylaşılması amacıyla bazı tanıtım faaliyetleri gerçekleştirilmiştir. Bunların ilk adımı olarak, yüzey araştırmasının sonlarında Alanya Müzesi konferans salonunda Syedra tanıtım toplantısı ve Syedra gezileri gerçekleştirilmiştir.